37 - Sâffât Sûresi
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
Rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla.
|
1
|
Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.
|
١
|
وَالصَّٓافَّاتِ صَفاًّۙ
|
| <=> | |||
|
2
|
Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.
|
٢
|
فَالزَّاجِرَاتِ زَجْراًۙ
|
| <=> | |||
|
3
|
Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.
|
٣
|
فَالتَّالِيَاتِ ذِ كْراًۙ
|
| <=> | |||
|
4
|
Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.
|
٤
|
اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۜ
|
| <=> | |||
|
5
|
O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.
|
٥
|
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ
|
| <=> | |||
|
6
|
Biz en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.
|
٦
|
اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِز۪ينَةٍۨ الْكَوَاكِبِۙ
|
| <=> | |||
|
7
|
Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.
|
٧
|
وَحِفْظاً مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ
|
| <=> | |||
|
8
|
Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.
|
٨
|
لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَأِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۗ
|
| <=> | |||
|
9
|
Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.
|
٩
|
دُحُوراً وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ
|
| <=> | |||
|
10
|
Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).
|
١٠
|
اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
|
| <=> | |||
|
11
|
(Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: "Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı? Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
|
١١
|
فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقاً اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ
|
| <=> | |||
|
12
|
Hayır, sen (onların haline) şaştın onlar ise alay ediyorlar.
|
١٢
|
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ
|
| <=> | |||
|
13
|
Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.
|
١٣
|
وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَۖ
|
| <=> | |||
|
14
|
Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.
|
١٤
|
وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَۖ
|
| <=> | |||
|
15
|
(Dediler ki:) "Bu bir büyüden başka bir şey değildir."
|
١٥
|
وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ
|
| <=> | |||
|
16
|
"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?"
|
١٦
|
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ
|
| <=> | |||
|
17
|
"Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"
|
١٧
|
اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَۜ
|
| <=> | |||
|
18
|
De ki: "Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz)."
|
١٨
|
قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ
|
| <=> | |||
|
19
|
O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.
|
١٩
|
فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ
|
| <=> | |||
|
20
|
Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür."
|
٢٠
|
وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ
|
| <=> | |||
|
21
|
Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir.
|
٢١
|
هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ۟
|
| <=> | |||
|
22
|
Allah meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.
|
٢٢
|
اُحْشُرُوا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَۙ
|
| <=> | |||
|
23
|
Allah meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.
|
٢٣
|
مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَح۪يمِۙ
|
| <=> | |||
|
24
|
Allah meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.
|
٢٤
|
وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَۙ
|
| <=> | |||
|
25
|
Onlara, "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?" denir.
|
٢٥
|
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
|
| <=> | |||
|
26
|
Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.
|
٢٦
|
بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
|
| <=> | |||
|
27
|
Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).
|
٢٧
|
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ
|
| <=> | |||
|
28
|
Şöyle derler: "Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz."
|
٢٨
|
قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ
|
| <=> | |||
|
29
|
Diğerleri de onlara şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz."
|
٢٩
|
قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ
|
| <=> | |||
|
30
|
"Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."
|
٣٠
|
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْماً طَاغ۪ينَ
|
| <=> | |||
|
31
|
"Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız."
|
٣١
|
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ
|
| <=> | |||
|
32
|
"Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."
|
٣٢
|
فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاو۪ينَ
|
| <=> | |||
|
33
|
Artık onlar o gün azapta ortaktırlar
|
٣٣
|
فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
|
| <=> | |||
|
34
|
İşte biz suçlulara böyle yaparız.
|
٣٤
|
اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ
|
| <=> | |||
|
35
|
Çünkü onlar, kendilerine, "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur" denildiği zaman inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.
|
٣٥
|
اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَۙ
|
| <=> | |||
|
36
|
"Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı.
|
٣٦
|
وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍۜ
|
| <=> | |||
|
37
|
Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.
|
٣٧
|
بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَل۪ينَ
|
| <=> | |||
|
38
|
Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.
|
٣٨
|
اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ
|
| <=> | |||
|
39
|
Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.
|
٣٩
|
وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ
|
| <=> | |||
|
40
|
Ancak Allah'ın halis kulları başka.
|
٤٠
|
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ
|
| <=> | |||
|
41
|
İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.
|
٤١
|
اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ
|
| <=> | |||
|
42
|
İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.
|
٤٢
|
فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ
|
| <=> | |||
|
43
|
Onlar Naim cennetlerindedirler.
|
٤٣
|
ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ
|
| <=> | |||
|
44
|
Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.
|
٤٤
|
عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ
|
| <=> | |||
|
45
|
Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.
|
٤٥
|
يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ
|
| <=> | |||
|
46
|
Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.
|
٤٦
|
بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ
|
| <=> | |||
|
47
|
Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.
|
٤٧
|
لَا ف۪يهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ
|
| <=> | |||
|
48
|
Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.
|
٤٨
|
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ ع۪ينٌۙ
|
| <=> | |||
|
49
|
Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.
|
٤٩
|
كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ
|
| <=> | |||
|
50
|
Derken birbirlerine yönelip sorarlar.
|
٥٠
|
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ
|
| <=> | |||
|
51
|
İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."
|
٥١
|
قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّ۪ي كَانَ ل۪ي قَر۪ينٌۙ
|
| <=> | |||
|
52
|
"Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?" derdi.
|
٥٢
|
يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّق۪ينَ
|
| <=> | |||
|
53
|
"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?"
|
٥٣
|
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً ءَاِنَّا لَمَد۪ينُونَ
|
| <=> | |||
|
54
|
Konuşan o kimse yanındakilere, "Bakar mısınız, hali ne oldu?" der.
|
٥٤
|
قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ
|
| <=> | |||
|
55
|
Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.
|
٥٥
|
فَاطَّـلَعَ فَرَاٰهُ ف۪ي سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِ
|
| <=> | |||
|
56
|
Ona şöyle der: "Allah'a andolsun, neredeyse beni de helak edecektin."
|
٥٦
|
قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْد۪ينِۙ
|
| <=> | |||
|
57
|
"Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum."
|
٥٧
|
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّ۪ي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ
|
| <=> | |||
|
58
|
"Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"
|
٥٨
|
اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّت۪ينَۙ
|
| <=> | |||
|
59
|
"Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"
|
٥٩
|
اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ
|
| <=> | |||
|
60
|
Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.
|
٦٠
|
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ
|
| <=> | |||
|
61
|
Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!
|
٦١
|
لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ
|
| <=> | |||
|
62
|
Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
|
٦٢
|
اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلاً اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ
|
| <=> | |||
|
63
|
Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.
|
٦٣
|
اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِم۪ينَ
|
| <=> | |||
|
64
|
O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.
|
٦٤
|
اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ ف۪ٓي اَصْلِ الْجَح۪يمِۙ
|
| <=> | |||
|
65
|
Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır.
|
٦٥
|
طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُ۫سُ الشَّيَاط۪ينِ
|
| <=> | |||
|
66
|
Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.
|
٦٦
|
فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۜ
|
| <=> | |||
|
67
|
Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır.
|
٦٧
|
ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْباً مِنْ حَم۪يمٍۚ
|
| <=> | |||
|
68
|
Sonra onların dönüşleri mutlaka cehennemedir.
|
٦٨
|
ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَح۪يمِ
|
| <=> | |||
|
69
|
Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.
|
٦٩
|
اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَٓالّ۪ينَۙ
|
| <=> | |||
|
70
|
Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler.
|
٧٠
|
فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ
|
| <=> | |||
|
71
|
Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
|
٧١
|
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّل۪ينَۙ
|
| <=> | |||
|
72
|
Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.
|
٧٢
|
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ مُنْذِر۪ينَ
|
| <=> | |||
|
73
|
Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!
|
٧٣
|
فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَۙ
|
| <=> | |||
|
74
|
Ancak Allah'ın ihlâslı kulları başka.
|
٧٤
|
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ۟
|
| <=> | |||
|
75
|
Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!
|
٧٥
|
وَلَقَدْ نَادٰينَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُج۪يبُونَۚ
|
| <=> | |||
|
76
|
Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
|
٧٦
|
وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۘ
|
| <=> | |||
|
77
|
Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.
|
٧٧
|
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاق۪ينَۘ
|
| <=> | |||
|
78
|
Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
|
٧٨
|
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَۘ
|
| <=> | |||
|
79
|
Âlemler içinde Nûh'a selam olsun!
|
٧٩
|
سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِي الْعَالَم۪ينَ
|
| <=> | |||
|
80
|
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
|
٨٠
|
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
|
| <=> | |||
|
81
|
Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.
|
٨١
|
اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ
|
| <=> | |||
|
82
|
Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.
|
٨٢
|
ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَ
|
| <=> | |||
|
83
|
Şüphesiz İbrahim de onun taraftarlarından idi.
|
٨٣
|
وَاِنَّ مِنْ ش۪يعَتِه۪ لَاِبْرٰه۪يمَۢ
|
| <=> | |||
|
84
|
Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti
|
٨٤
|
اِذْ جَٓاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍ
|
| <=> | |||
|
85
|
Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz neye tapıyorsunuz?"
|
٨٥
|
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ
|
| <=> | |||
|
86
|
"Allah'ı bırakıp da bir takım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"
|
٨٦
|
اَئِفْكاً اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُر۪يدُونَۜ
|
| <=> | |||
|
87
|
"O halde Âlemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?"
|
٨٧
|
فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ
|
| <=> | |||
|
88
|
İbrahim yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.
|
٨٨
|
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِۙ
|
| <=> | |||
|
89
|
İbrahim yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.
|
٨٩
|
فَقَالَ اِنّ۪ي سَق۪يمٌ
|
| <=> | |||
|
90
|
Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.
|
٩٠
|
فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِر۪ينَ
|
| <=> | |||
|
91
|
İbrahim onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: "Yemez misiniz?"
|
٩١
|
فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۚ
|
| <=> | |||
|
92
|
"Ne diye konuşmuyorsunuz?"
|
٩٢
|
مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ
|
| <=> | |||
|
93
|
Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.
|
٩٣
|
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْباً بِالْيَم۪ينِ
|
| <=> | |||
|
94
|
Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.
|
٩٤
|
فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ
|
| <=> | |||
|
95
|
İbrahim şöyle dedi: "Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?"
|
٩٥
|
قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ
|
| <=> | |||
|
96
|
"Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır."
|
٩٦
|
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
|
| <=> | |||
|
97
|
Kavmi, "Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın" dedi.
|
٩٧
|
قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَاناً فَاَلْقُوهُ فِي الْجَح۪يمِ
|
| <=> | |||
|
98
|
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.
|
٩٨
|
فَاَرَادُوا بِه۪ كَيْداً فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَل۪ينَ
|
| <=> | |||
|
99
|
İbrahim şöyle dedi: "Ben Rabbime (onun emrettiği yere) gideceğim. O bana yol gösterecektir."
|
٩٩
|
وَقَالَ اِنّ۪ي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ
|
| <=> | |||
|
100
|
"Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla."
|
١٠٠
|
رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ
|
| <=> | |||
|
101
|
Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.
|
١٠١
|
فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ
|
| <=> | |||
|
102
|
Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
|
١٠٢
|
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ
|
| <=> | |||
|
103
|
Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"
|
١٠٣
|
فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ
|
| <=> | |||
|
104
|
Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"
|
١٠٤
|
وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ
|
| <=> | |||
|
105
|
"Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
|
١٠٥
|
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
|
| <=> | |||
|
106
|
"Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır."
|
١٠٦
|
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُا الْمُب۪ينُ
|
| <=> | |||
|
107
|
Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık.
|
١٠٧
|
وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ
|
| <=> | |||
|
108
|
Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
|
١٠٨
|
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ
|
| <=> | |||
|
109
|
İbrahim'e selam olsun.
|
١٠٩
|
سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ
|
| <=> | |||
|
110
|
İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.
|
١١٠
|
كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
|
| <=> | |||
|
111
|
Çünkü o mü'min kullarımızdandı.
|
١١١
|
اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ
|
| <=> | |||
|
112
|
Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.
|
١١٢
|
وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِياًّ مِنَ الصَّالِح۪ينَ
|
| <=> | |||
|
113
|
Onu da İshak'ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.
|
١١٣
|
وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ مُب۪ينٌ۟
|
| <=> | |||
|
114
|
Andolsun, biz Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lütufta bulunduk.
|
١١٤
|
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ
|
| <=> | |||
|
115
|
Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
|
١١٥
|
وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ
|
| <=> | |||
|
116
|
Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.
|
١١٦
|
وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَۚ
|
| <=> | |||
|
117
|
Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.
|
١١٧
|
وَاٰتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَب۪ينَۚ
|
| <=> | |||
|
118
|
Onları doğru yola ilettik.
|
١١٨
|
وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۚ
|
| <=> | |||
|
119
|
Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.
|
١١٩
|
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْاٰخِر۪ينَ
|
| <=> | |||
|
120
|
Mûsâ'ya ve Hârûn'a selam olsun.
|
١٢٠
|
سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ
|
| <=> | |||
|
121
|
Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
|
١٢١
|
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
|
| <=> | |||
|
122
|
Çünkü onlar mü'min kullarımızdan idiler.
|
١٢٢
|
اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ
|
| <=> | |||
|
123
|
Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi.
|
١٢٣
|
وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ
|
| <=> | |||
|
124
|
Hani kavmine şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
|
١٢٤
|
اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ
|
| <=> | |||
|
125
|
"Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"
|
١٢٥
|
اَتَدْعُونَ بَعْلاً وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَۙ
|
| <=> | |||
|
126
|
"Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"
|
١٢٦
|
اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ
|
| <=> | |||
|
127
|
Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir.
|
١٢٧
|
فَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ
|
| <=> | |||
|
128
|
Ancak Allah'ın ihlâslı kulları başka.
|
١٢٨
|
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ
|
| <=> | |||
|
129
|
Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.
|
١٢٩
|
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ
|
| <=> | |||
|
130
|
İlyas'a selam olsun
|
١٣٠
|
سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْ يَاس۪ينَ
|
| <=> | |||
|
131
|
Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
|
١٣١
|
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
|
| <=> | |||
|
132
|
Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.
|
١٣٢
|
اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ
|
| <=> | |||
|
133
|
Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi.
|
١٣٣
|
وَاِنَّ لُوطاً لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ
|
| <=> | |||
|
134
|
Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.
|
١٣٤
|
اِذْ نَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَـهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ
|
| <=> | |||
|
135
|
Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.
|
١٣٥
|
اِلَّا عَجُوزاً فِي الْغَابِر۪ينَ
|
| <=> | |||
|
136
|
Sonra da diğerlerini yok ettik.
|
١٣٦
|
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَ
|
| <=> | |||
|
137
|
Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
|
١٣٧
|
وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِح۪ينَۙ
|
| <=> | |||
|
138
|
Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
|
١٣٨
|
وَبِالَّيْلِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟
|
| <=> | |||
|
139
|
Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi.
|
١٣٩
|
وَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ
|
| <=> | |||
|
140
|
Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.
|
١٤٠
|
اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ
|
| <=> | |||
|
141
|
Gemidekilerle kur'a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.
|
١٤١
|
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَض۪ينَۚ
|
| <=> | |||
|
142
|
Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.
|
١٤٢
|
فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُل۪يمٌ
|
| <=> | |||
|
143
|
Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
|
١٤٣
|
فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّح۪ينَۙ
|
| <=> | |||
|
144
|
Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
|
١٤٤
|
لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
|
| <=> | |||
|
145
|
Derken biz onu hasta bir halde sahile attık.
|
١٤٥
|
فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ سَق۪يمٌۚ
|
| <=> | |||
|
146
|
Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.
|
١٤٦
|
وَاَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْط۪ينٍۚ
|
| <=> | |||
|
147
|
Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.
|
١٤٧
|
وَاَرْسَلْنَاهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ يَز۪يدُونَۚ
|
| <=> | |||
|
148
|
Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
|
١٤٨
|
فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍۜ
|
| <=> | |||
|
149
|
Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?
|
١٤٩
|
فَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَۙ
|
| <=> | |||
|
150
|
Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?
|
١٥٠
|
اَمْ خَلَقْنَا الْمَلٰٓئِكَةَ اِنَاثاً وَهُمْ شَاهِدُونَ
|
| <=> | |||
|
151
|
İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.
|
١٥١
|
اَلَٓا اِنَّهُمْ مِنْ اِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَۙ
|
| <=> | |||
|
152
|
İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.
|
١٥٢
|
وَلَدَ اللّٰهُۙ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
|
| <=> | |||
|
153
|
Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?
|
١٥٣
|
اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَن۪ينَۜ
|
| <=> | |||
|
154
|
Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz!
|
١٥٤
|
مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
|
| <=> | |||
|
155
|
Hiç düşünmüyor musunuz?
|
١٥٥
|
اَفَلَا تَذَكَّرُونَۚ
|
| <=> | |||
|
156
|
Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
|
١٥٦
|
اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُب۪ينٌۙ
|
| <=> | |||
|
157
|
Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı!
|
١٥٧
|
فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
|
| <=> | |||
|
158
|
Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah'ın huzuruna getirileceklerini bilirler.
|
١٥٨
|
وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَباًۜ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ
|
| <=> | |||
|
159
|
Allah onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.
|
١٥٩
|
سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ
|
| <=> | |||
|
160
|
Ancak Allah'ın ihlâslı kulları bunlar gibi değildir.
|
١٦٠
|
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ
|
| <=> | |||
|
161
|
(Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.
|
١٦١
|
فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَۙ
|
| <=> | |||
|
162
|
(Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.
|
١٦٢
|
مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِن۪ينَۙ
|
| <=> | |||
|
163
|
(Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.
|
١٦٣
|
اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَح۪يمِ
|
| <=> | |||
|
164
|
(Melekler derler ki:) "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır."
|
١٦٤
|
وَمَا مِنَّٓا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ
|
| <=> | |||
|
165
|
"Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız."
|
١٦٥
|
وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّٓافُّونَۚ
|
| <=> | |||
|
166
|
"Şüphesiz biz (Allah'ı) tespih edip yüceltenleriz."
|
١٦٦
|
وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ
|
| <=> | |||
|
167
|
Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk."
|
١٦٧
|
وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَۙ
|
| <=> | |||
|
168
|
Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk."
|
١٦٨
|
لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِ كْراً مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ
|
| <=> | |||
|
169
|
Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk."
|
١٦٩
|
لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ
|
| <=> | |||
|
170
|
Fakat (kitap gelince) onu inkar ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.
|
١٧٠
|
فَكَفَرُوا بِه۪ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
|
| <=> | |||
|
171
|
Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti
|
١٧١
|
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَل۪ينَۚ
|
| <=> | |||
|
172
|
"Onlara mutlaka yardım edilecektir."
|
١٧٢
|
اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَۖ
|
| <=> | |||
|
173
|
"Şüphesiz ordularımız galip gelecektir."
|
١٧٣
|
وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ
|
| <=> | |||
|
174
|
O halde bir süreye kadar onlardan yüz çevir
|
١٧٤
|
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ
|
| <=> | |||
|
175
|
Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.
|
١٧٥
|
وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
|
| <=> | |||
|
176
|
Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?
|
١٧٦
|
اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
|
| <=> | |||
|
177
|
Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
|
١٧٧
|
فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَٓاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَر۪ينَ
|
| <=> | |||
|
178
|
Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
|
١٧٨
|
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ
|
| <=> | |||
|
179
|
(Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.
|
١٧٩
|
وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
|
| <=> | |||
|
180
|
Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.
|
١٨٠
|
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَۚ
|
| <=> | |||
|
181
|
Peygamberlere selam olsun.
|
١٨١
|
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ
|
| <=> | |||
|
182
|
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
|
١٨٢
|
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ
|
| <=> | |||